Kategori arşivi: Hikaye&Öykü

insaat-iscisi

Hikaye (Kendi işi gibi Çalışmak)

insaat-iscisi

Yaşlı bir yapı ustasının emeklilik yaşı gelmişti. Patronuna, işinden ayrılmak, eşi ve büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir ömür sürmek tasarısından söz etti. Aldığı ücreti elbette özleyecekti. Ne varki emekli olmaya ihtiyaç duyuyordu.  Müteahhit, tecrübeli ustasının ayrılmasına üzüldü. ondan, kendine bir iyilik olarak son bir ev daha yapmasını rica etti, Usta, kabul etti ve işe girişte, ne var ki gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek kolaydı.  Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!…

işini bitirdiğinde, işveren evi gözden geçirmek için geldi ve dolaştı. Evden çıkarken ustaya dış kapının anahtarını uzatarak dedi ki:

“Al bu ev senin olacak! Çalıştıklarına karşılık benden sana hediye!”

Usta şoka girdi. Ne kadar utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman böyle yapar mıydı!…

alıntıdır.

Türkiye Takvimi.

 

Bunda da bir hayır vardır!

Ülkenin birinde hüküm süren bir kral varmış. Bu kralın, çocukluğundan beri arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir de dostu varmış. Bu dostunu hiç yanından ayırmaz, nereye gitse onu da yanında götürürmüş.

Kralın bu arkadaşının çok değişik bir huyu varmış. İster kendi başına ister başkasının başına gelsin, ister iyi olsun, ister kötü olsun, her olay karşısında hep aynı şeyi söylermiş.

”Bunda da bir hayır vardır! ”

Bir gün kral bir av partisi düzenlemiş tabi ki arkadaşını da yanına almış. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyormuş. Kral ateş ederken tüfeğin biri geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı kopmuş.

Durumu gören arkadaşı her zamanki  gibi ,

” Bunda da bir hayır var!”

demiş.

Acı içinde kıvrana kral bu söze çok öfkelenmiş ve bağırmış: ”Bunda hayır mayır yok!  Görmüyor musun sen parmağım koptu? ” Sonrada bu olaydan dolayı arkadaşına tüfeği yanlış doldurduğunu söyleyerek hapse attırmış.

Yine bir gün, kral avlanırken yanlışlıkla uzak bir bölge de insan eti yiyen bir kabilenin topraklarına girmiş. Yamyamlar onu ele geçirip köylerine götürmüşler. Ellerini ayaklarını bağlayarak köyün ortasına yığdıkları odun kümesinin içindeki direğe bağlamışlar.

Tam odunları tutuşturacakları sırada kralın baş parmağının olmadığını fark etmişler. Herhangi bir uzvu eksik insanı yemenin uğursuzluk getireceği gibi bir inancı olan kabile kralı serbest bırakmış, kralın adamlarını ise kızartıp bir güzel yemişler.

Kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde olduğunu gören kral saraya dönünce onca yıllık arkadaşını serbest bırakmış ve  yaptığından pişman olduğunu , başından geçenleri bir bir anlatmış.

”  Sen haklıymışsın!   Parmağımın kopmasında gerçekten de hayır varmış. Bu yüzden, seni bu kadar uzun süre hapiste tuttuğum için beni affet. Yaptığımdan dolayı üzgünüm, sana çok haksızlık yaptım ” demiş arkadaşına. ‘

” Hayır  bunda da bir hayır vardı. ” diye karşılık verdi arkadaşı. 

” Sen ne diyorsun?  En iyi arkadaşımı haksız  yere bir yıl boyunca zindanda tutmamın neresinde hayır olabilir.”   diye bağırmış kral. 

” Düşünsene demiş arkadaşı, ben zindanda olmasaydım, her zaman olduğu gibi mutlaka seninle birlikte avda olurdum.   Dolayısıyla o yamyamlar beni de yakalayacaklar.  Ve beni de kızartıp yiyeceklerdi. ” diye cevaplamış.

kral tac

Sana bir Kaz Yollasam Yolarmısın

tebdili-kiyafet karikatür

Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına baş vezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş.

Padişah, ihtiyarı selamlamış:
-Selamün aleyküm ey pir’i fani.
-Aleykümselam ey Serdar’ı cihan.
Padişah sormuş:
-Altılarda ne yaptın?
-Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor.
Padişah gene sormuş:
-Geceleri kalkmadın mı?’
-Kalktık.. Lakin, ellere yaradı..
Padişah gülmüş:
-Bir kaz göndersem yolar mısın?
-Hem de ciyaklatmadan..
Padişahla baş vezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar.

Padişah baş vezire dönmüş:
-Ne konuştuğumuzu anladın mı?
-Hayır padişahım..
Padişah sinirlenmiş:
-Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.
Korkuya kapılan baş vezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada çalışıyor.
-Ne konuştunuz siz padişahla?
Adam, başveziri şöyle bir süzmüş:
-Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim.
Baş vezir, yüz altın vermiş.
Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah olduğunu?
-Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi
Vezir kafasını kaşımış.
-Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?..
Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.
Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim. (32 ise ağızdaki dişten kinaye, boğaz)
Vezir bir soru daha sormuş…
-Geceleri kalkmadın mı ne demek?’
Adam bir yüz altın daha almış.
-Çocukların yok mu diye sordu. Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim..
Vezir gene kafasını sallamış.
-Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek..
Adam gülmüş.
-Onu da sen bul.

 

İnsanları Tanımak

 İnsanları tanımak kadar zor birşey yok . Belkide benim için böyle. Herkesin bir maskesi var . Maskesinin arkasını göremiyorum.  Bu yüzden hep hüsran. Şimdiki zamanda insanlar gerçekten farklı. Ama eski zamanda insanlar daha temiz ve içtendi.  Eski zamanlarda Bir baba 4 evladının insanları tanıması için ufak bir deney yapmış.

Hikaye şöyle;

Bir adam 4 çocuğuna hayat boyu sürecek bir ders vermek istiyordu. Bir gün dört oğlunu yanına çağırdı. 

Küçük oğluna, kış mevsiminde, 

2. oğluna, baharda, 

3. oğluna , yaz mevsiminde,

4. oğluna da sonbaharda gidip mango ağacını incelemelerini söylemiş.

Mevsimler geldi geçti ve 4 oğul incelemelerini tamamladılar. baba çocuklarını yanına çağırdı ve sordu:

-Haydı , incelediğiniz ağacın özelliklerini bana anlatın!

Kışın yolculuğa çıkan en küçük oğlu söze başladı:

-“Ağaç sanki, kuru bir kütük gibiydi.”

2. oğul; “Yanlış söylüyor, ağacın yemyeşil yaprakları her tarafını sarmıştı.”

3. oğul: “Onlar yanlış söyledi, ağaç gül gibi güzel çiçeklerle donanmıştı.”

Büyük oğlan; “Hepsi yanlış söyledi. Ağacın meyveleri vardı, ben tattım, tadı armudun tadına benziyordu.”

Baba sonunda dedi ki;

-Aslında hepiniz doğru söylüyorsunuz. Çünkü ağacı ayrı ayrı mevsimlerde gördünüz. İşte bunun gibi insanların hal, tutum ve davranışları hakkında hüküm verirken de, o insanların her yönünü bilip bilmediğinizden iyice emin olduktan sonra karar verin!..

Hikaye…

Öğretmen sınıftaki zeki fakat kıskanç öğrenciye:
– “Niçin arkadaşlarını çekemiyor, onların yaptıklarını bozup kavga ediyorsun?” diye sordu.
Öğrenci, bir süre düşündükten sonra,
– “Çünkü onların beni geçmelerini istemiyorum en iyi ben olmalıyım. ” dedi.
Öğretmen, masasından kalktı, eline bir parça tebeşir aldı ve yere 15 cm. uzunluğunda bir çizgi çekti, kıskanç öğrenciye bakarak,
– “Bu çizgiyi nasıl kısaltırsın?” dedi.
Öğrenci bir süre bu çizgiyi inceleyip içinde çizgiyi birçok parçaya bölmek de olan birkaç yanıt verdi.

Öğretmen, yanıtları kabul etmedi ve yere ilkinden daha uzun bir çizgi çekti.
– “Şimdi birinci çizgi nasıl görünüyor?” diye sordu.
Öğrenci utana sıkıla,
– “Daha kısa” diyerek başını öne eğdi.

Öğretmen bu yanıt üzerine öğrencisine unutmaması gereken şu öğüdünü verdi:
– Bilgini ve yeteneklerini artırarak kendi çizgini uzatman, rakibinin çizgisini bölmeye çalışman dan daha iyidir.

Hikaye

Baba, işten yorgun argın eve geç gelmişti..

Çocuk: Baba, bir şey sorabilir miyim?
Baba: Evet..
Çocuk: Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun?
Baba: Bu senin işin değil..
Çocuk: Babacığım lütfen, bilmek istiyorum..
Baba: İlle de bilmek istiyorsan 20 milyon..
Çocuk: Peki bana 10 milyon borç verir misin?
Baba: Benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi, derhal odana git ve kapını kapat..

Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.

Adam sinirli sinirli “Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder.” diye düşündü. Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü, “Belki de gerçekten lazımdı”…

Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı…

Yatağında olan çocuğa, “Uyuyor musun” diye sordu. Çocuk “Hayır” diye cevap verdi…

“Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm.  Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim” dedi…

Çocuk sevinçle haykırdı, “Teşekkürler babacığım”.  Hemen yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkardı.  Adamın suratına baktı ve yavaşça paraları saydı.

Bunu gören adam iyice sinirlenerek, “Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun? Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok” diye kızdı.

Çocuk “Param vardı ama yeterince yoktu” dedi ve yüzünde mahcup bir gülücükle paraları babasına uzattı;  “İşte 20 milyon…”Senin bir saatini alabilir miyim? Yarın 1 saat erken gelebilir misin? Seninle akşam yemeğini beraber yemek istiyorum.” dedi…

Bazı şeyler çok değerlidir.

Küfeyi Atma

küfe resim

Küfeyi Atma
Çin’in kırsal kesiminde yaşam savaşı veren bir aile vardı. Dede, baba, anne ve çocuktan oluşan bu aile oldukça sıkıntı çekiyordu.

Bir gün baba, yılların verdiği yorgunlukla bir köşede oturmaktan başka işe yaramayan dedeyi, pazar küfesine koyarak nehre doğru yola çıktı. Nehrin kenarında arkadaşlarıyla oynayan çocuk, babasına ne yaptığı sordu.

Baba “Büyük babanın bize yük olmaktan başka yaptığı bir şey yok. Onu bu küfe ile beraber nehre atmaya karar verdim” dedi.

Çocuk heyecanlanarak atıldı. “Aman baba, küfeyi atma. Çünkü bir gün gelip sen de yaşlandığında o küfe bana lazım olacak”