Kategori arşivi: Menkibeler

Yıldızname ve Zülkarneyn (a.s.)

İnsanlık tarihi boyunca dünyaya 4 kişi hakim olmuştur. Bunlardan ikisi Müslüman, ikisi de kafirdir.

Müslüman olanlar:

1-      Süleyman (a.s.)

2-      Zülkarneyn (a.s.)

Kafir olanlar ise;

3-      Nemrud ( Sanıldığı gibi sadece Urfa tarafına hükmetmemiş, dünyanın tamamını egemenliği altına almıştır.)

4-      Buhtun Nasr ( Pers Hükümdarıdır. Tevrat ve Zebur’u da bu tahrif eden budur.)

Zülkarneyn (a.s.)’ın babası, yeryüzünde yıldızlar ilmine aşina olanların hepsinden üstündür. O zamana kadar yıldızların hareketleri ile onun kadar meşgul olan çıkmadı. Yüce Allah ona uzun bir ömür verdi.

Bir gece hanımına şöyle dedi:

-Uykusuzluk beni perişan etti. Biraz olsun uyumak istiyorum. Sen benim yerine gökyüzünden gözünü ayırma. Şu taraftan bir yıldız görünecektir. Bunu yapabildiğimiz takdirde öyle bir evlada hamile kalacaksın ki, kıyamete kadar hayatta kalır.

Dedi.

Baldızı ise bu konuşmaları bitişik odadan dinliyordu. Biraz sonra Zülkarneyn (a.s.)’ın babası uyudu. Baldızı ise o yıldızı gözetlemeye başladı. Yıldız görünür görünmez kendi kocasını hemen uyandırdı ve dinlediklerini ona anlattı. Fırsatı kaçırmış olmamak için birleştiler. Bu birleşmeden Hızır (a.s.) doğdu.

Hızır (a.s.), Zülkarneyn (a.s.)’ın teyzesinin oğludur. Aynı zamanda onun veziridir de.

Bir müddet sonra Zülkarneyn (a.s.)’ın babası uyandı ve hemen gökyüzünü gözetlemeye başladı. Beklediği yıldızın beklediği burçtan başka bir burca girmiş olduğunu görüyor.

Hanımına:

-Niçin beni uyandırmadın? diye sordu.

Hanımı da:

-Uyandığında sonucu bildiğim için utandım. dedi.

Sonra Zülkarneyn (a.s)’ın babası hanımına hayli sitemler etti ve şöyle dedi:

-Sen ne bileceksin? Kırk yıldan beri o yıldızın doğmasını bekliyordum. Doğrusu ömrümü boşuna harcadım. Bütün ümitlerim söndü. Biraz sonra o yıldızın izinde bir başka yıldız daha görülecektir. O zaman seninle birleşiriz. Öyle bir çocuğa hamile kalırsın ki, o çocuk silahına hükmeden, yani elinden silahı bırakmayan bir çocuk olur.

Çok geçmeden o ikinci beklenen yıldız göründü. Yıldızın gözüktüğü sırada birleştiler. Eşi Zülkarneyn (a.s.)’a hamile kaldı. Zülkarneyn (a.s.) ve teyzesinin oğlu Hızır (a.s.), ikisi bir gece de dünyaya geldiler. Yüce Allah’ın izniyle de  Zülkarneyn (a.s.) dünyanın tamamına hükmetmeyi başarmıştır.

 

Manzum Menkıbe Altı Akçe

Menkibe-Hz-Ali

Bir gün hazret-i Ali, gelince hanesine,

Şöyle arz eylemişti, Hazreti Fatıma kendisine;

-Kalmadı hanemizde, yiyecek bir nesnemiz,

Şu “altı akçe” ile, bir şey alıp gelseniz.

Çıktı evden pazara, gördü iki Müslümün,

Biri sıkıştırırdı, diğerini durmadan;

-Altı akçe borcun var, ya hakkımı ver benim,

Ya da yürü hemence, mahkemeye gidelim.

Zaten altı akçesi, mevcut idi o zaman,

Verip borçlu kimseyi, kurtardı sıkıntıdan.

Oradan döndü eve, buyurdu;

-Ey Fatıma!

Hiç bir şey alamadan, eli boş döndüm, ama

senin vermiş olduğun, altı akçe ile ben,

Kurtardım bir mümini, biraz önce hapisten.

Dedi;

-Elhamdülillah, ne güzel iş yapmışsın.

Çaresiz bir mümini hapisten kurtarmışsın.

Çıktı sonra hazret-i Peygamberi görmeye,

Mübarekek ayağının, tozuna yüz sürmeye.

Bu sefer gördü yolda, yabancı bir kimseyi,

Tutardı eli ile besili bir deveyi.

O kişi selam verip, Allahın arslanına,

Dedi ki: -Yüz akçeye, satarım bunu sana.

“Şimdi param yok” dedi cevaben ben o kimseye,

O dedi: -Paran yoksa, veririm veresiye.

Aldı hazret-i Ali, deveyi o kimseden,

Rastladı başkasına, bir kaç adım gitmeden.

O da sual etti ki:

-Bu deve satılık ise,

Peşin üç yüz akçeyi, vereyim şimdi size.

Üçyüz akçeyi alıp, deveyi verdi ona,

Geldi Resulullahın, mübarek huzuruna.

Sordu Allah Resulü, hemence şu suali,

-Deveyi kimden alıp, kime sattın ya Ali?

Edebinden sustu ve, başını eğdi öne,

Allahın peygamberi, buyurdu ki kendine;

Ya Ali, Cebrail’di, deveyi sana satan,

Sonra da İsrafil’di, deveyi senden alan.

Cennetten getirdiler, deveyi senin için,

Görünmez ihsanıdır, bu sana Rabbimizin.

Yardım ettiğin için, o borçlu Müslümana,

Bire elli hasene, ihsan edildi sana.

 

İmanın Ve Küfrün Karşılığı (Sohbet)

çiçekler

Bizi ve her şeyi yaratan Allahü Tealadır. Mülkün de, dinin de sahibi Odur. O halde dünyadaki işlerimizle ilgili neyin karşılığının ne olacağını o bilir. Ona kimse karışamaz. Dünya da yapılan işin karşılğının nasıl olacağını Allahü tealadan başka kimse bilmez. İnsan bilgisi buna yetmez, insan aklı bunu anlamaz. Allahü teala: 

“Benim Peygamberimle bana iman etmeyenin cezası sonsuzdur ” buyurmuştur.

Birgün Musa aleyhisselam, ateşe tapan bir ihtiyara yaşını sordu. O da cevap verdi:

– 470 yaşındayım.

– Bu kadar zamandır ne yapıyorsun?

– Bu ateşe tapıyorum.

Musa aleyhisselam üzüldü. 

– Ömrün boşa gitmiş, yazık.

– Niye ya Musa? Ben ibadet ediyorum, boşa gider mi?

– Bu ilah değil, Allahın yarattığı bir ateştir. onun yattığına, yani mahlukata ibadet ediyorsun. Sen gel, Allaha iman ve ibadet et kendini kurtar!

– Peki  bu yaşlı halimle, bu kadar sene boşa geçmişken, Allah beni kabul eder mi?

– Vallahi kabul eder.

– Peki ne demek lazım?

– La ilahe illallah, Musa Resulullah demen yeter.

İhtiyar zat , dediği gibi söyledi. 

Ancak eceli geldiği için söyler söylemez öldü. ölünce hem kendisi, hem de her taraf nurlandı. Musa aleyhisselam kendi kendine; “Süphanallah. Bir dakika önce küfür üzereydi. Bir kelime-i şahedet getirdi, ne oldu? dedi. Sonra Allahü  tealaya:” Ya Rabbi, buna ne muamele ettin? diye sordu.

Cenab-ı Hak buyurdu ki: “La ilahe illallah, Musa Resulullah ” dediği için, onu rahmetime gark ettim. “

Demek ki insan, küfür içinde yaşayıp imanla ölebiliyor. Maazallah, imanla yaşayıp kafir olarak da ölebilir. Allahü teala her kulunun , sonsuza kadar iman edip etmeyeceğini bilir. Kafir olan kimse sonsuz yaşasaydı, sonsuza kadar iman etmeyecekti. Onun için sonsuz ceza vereliyor. Eğer sonsuza kadar olan süre içerisinde, birgün iman edecek olsaydı, Allahü teala ona dünyada iman nasip eder, yine sonsuz yakmazdı. Demek ki, Müslümanlar ebedi yaşasalardı, ebedi Müsmlüman olurlardı. Bu yüzden mükafatları ebedi Cennettir. Kafirler de ebedi yaşasalardı, ebedi kafir olurlardı. Bu yüzden cezaları ebedidir. 

 

Heraklius Küfrü Tercih Etti

herakliüs

Eshab-ı kiramdan Hazret-i Dihye, Resulullahın İslama davet eden mektubunu Şam’daki um kayseri Herakliüs’e getirdi. Mekkeden Şam’a gelen ve henüz Müslüman olmayan Ebü Süfyan’ı çağırıp sordu:

-Medine ‘de birisinin peygamberlik iddia ettiğini işittim. Bu şehrin ileri gelenlerinden midir?

-Hayır ,öksüz, yetim birisidir.

-Ondan önce , başkası da böyle iddiada bulundu mu?

-Hayır, bulunan olmadı.

-Dedeleri arasında, melik ve emir olanlar  var mıdır?

-Hayır yoktur.

-Kendisine tabi olanlar zengin midir, fakirmidir?

-Fakir ve aciz kimselerdir.

-Sayıları artıyor mu?

-Evet, sayıları artıyor.

-Savaşta galip oluyor mu?

-Evet, galip oluyor.

-Dinden ayrılanlar oluyor mu?

-Ölüyorlar da ayrılmıyorlar.

-Yalan söylediği oluyor mu?

-Hayır. Yalan söylemediği için kendisine Muhammed-ül-emin denirdi. Şimdi peygamberim diye yalan söylüyor. Bir gecede Kudüs’e ve göklere gidip geldiği yalanını söyledi.

-Bunlar onun gerçek peygamber olduğunu gösteriyor.

Herakliüs, mektupta bildirilenlere iman ettiğini, Hazret-i  Dıhye’ye bildirdi. “Fakat millete bildirmekten korkuyorum. Bu mektubu falanca rahibe götür. O , çok şey bilir. Onun da iman edeceğini sanıyorum. ” dedi.

Rahip, gelen mektubu okuyunca, hemen iman etti. Oradakilere de iman etmelerini söyleyince, öldürdüler, Hazret-i Dıhye, Herakliüs’e gelip bildirince; ” Beni de öldüreceklerini bildiğim için, iman ettimi açıklamadım. ” dedi.

Resulullaha mektup gönderip iman ettiğini bildirdi. Resulullaha Herakliüs’ün mektubu gelince, “Yalan söylüyor Hıristiyanlıktan ayrılmadı” buyurdu.

Herakliüs, daha sonra ileri gelenleri toplayıp, mektubu okuttu. Kendisinin iman ettiğini açıkladı. Hepsi karşı çıkınca, onlardan  özür diledi. “Maksadım, dinimize olan bağlılığınızın kuvvetini anlamaktı” dedi.  Bu sözü işitince, hepsi kendisine secde ettiler, razı olduklarını bildirdiler. Saltanatını kaçırmamak için küfrü imana tercih etti.

Mümlümanlarla savaşmak için, Mute denilen yere ordu gönderdi. ok Müslüman şehit oldu.

 

allah-yazisi

Menkibe

Huzeyfe_i Meraşi, İbrahim bin Edhem hazretlerine devamlı hizmet ederdi. Bunun sebebini sorduklarında  şöyle anlattı:

“Birlikte Mekke’ye giderken çok acıkmıştık. Küfe’ye gelince, açlıktan yürüyemez oldum. Bir camiye girip dinlendikten sonra, İbbrahim bin Ethem hazretleri bu durumu anlayıp sordu:

-Çok mu acıktın? Açlıktan kuvvetsiz mi kaldın?

-Evet efendim.

Hokka, kalem ve kağıt istedi. Bulup getirdim. Kağıda şöyle yazdı:

“Bismillahirrahmanirrahim! Herşey’de, her halde sana güvenilen rabbim! Herşeyi veren sensin . Sana her an hamd ve şükreder, Seni bir an unutmam. Aç, susuz ve çıplak kaldım. İlk üçü, benim vazifemdir. Elbette yaparım. Son üçünü de sen söz verdin. Senden bekliyorum.”

Bana verdi ve buyurdu ki:

-Dışarı git ve Allahü tealadan başka kimseden birşey umma ve ilk karşılaştığın adama bu kağıdı ver!

Dışarı çıktım. İlk olarak, deve üstünde biri ile karşılaşdım. kağıdı ona verdim. Okudu, ağlamaya başladı. Bana dönüp sordu:

-Bunu kim yazdı?

-Camide birisi yazdı.

Bana bir kese altın verdi. İçinde 60 dinar vardı. Bunun kim olduğunu sonradan, etraftakilere sordum. Hıristiyandır dediler.

Dönünce İbrahim bin Edhem hazretlerine bunları anlattım. Buyurdu ki:

-Keseyi açma! Sahibi şimdi gelir.

Biraz sonra o adam, İbrahim bin Edhem hazretlerinin huzuruna gelince şöyle konuştular:

-Bu yazıyı yazıp gönderen sen misin?

-Evet, ben yazdım.

-Bu meseleyi çok düşündüm. Böyle bir yazıyı yazanın Allaha olan tevekkülü, güveni ancak hak olan bir dinde olur. keseyi verdiğim kimseyi takip ederek huzurunuza geldim. Bana islamiyeti anlatır mısın?

İbrahim bin Edhem hazretleri, İslamiyeti kısaca anlatınca Kelime-i şehadet getirdi ve Müslüman oldu”

Alıntı.

 

 

İhtiyara Hürmet (Menkibe)

yaşlı kadın

İmam-ı Azam hazretleri, İmam-ı Ebu Yusuf’a, “İlim sahiplerine hürmet et! Yaşlılara saygı, gençlere sevgi göster! buyurdu. Özellikle Müslüman ihtiyarlara saygı göstermek gerekir. Bu husustaki hadis-i şeriflerden bir kaçı şu mealdedir:

“Yaşlılarımıza hürmet ve ikram, Allahü tealaya saygıdandır.” Buhari.

“Büyüklerimizi saymayan, küçüklerimize acımayan bizden değildir.” Buhari.

“Halkı içindeki ihtiyar, ümmeti içindeki peygamber gibidir.” İ.Neccar.

“Şu üç şey, Allahü tealaya tazimdendir;

1. Müslüman olarak yaşlanan kimseye ikram,

2. Kur’an-ı kerimi ezberleyene ikram,

3. İlim sahibine ikram. ”  Ramuz.

“Müslüman olarak ihtiyarlayan kimseye ikram eden, Nuh aleyhisselama ikram etmiş gibi sevap alır. Nuh aleyhisselama ikram eden de, Allahü tealaya ikram etmiş olur.”

“Tekbiri, tahmidi, tesbihi ve tehlili sebebiyle Müslüman olarak ihtiyarlayan bir müminden daha efdal kimse yoktur.” İ.Ahmet.

“Tekbir Allahü ekber, tahmid Elhamdüllillah, tesbih Sübhanallah, tehlil ise, La ilahe illallah demektir.”

Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Allahü teala, yemin ederek, müslüman olarak ihtiyarlayana azap etmekten haya ederim. buyurdu.” dedikten sonra ağladığı görüldü.  Sebebi sorulunca; “Allahü teala, kendisinden haya ettiği halde, Ondan haya etmeyene ağlıyorum.” Beyheki.

M.Ali Demirbaş

 

 

 

At Üstünde Yolda Giden Bir Adam…

yılan resmi

At üstünde yolda giden bir adam, çeşme başında uyuyan birisinin ağzına yılan girdiğini gördü. Atlı , uyuyan adama bir kaç değnek vurarak uyandırdı. Ağacın altında çürümüş elmalar vardı. Atlı uyandırdığı adama; ” Bu elmaları ye !” diye emretti. Adam dayak korkusundan o kadar çok elma yedi ki, ağzından geri gelmeye başladı .  kederli adam konuşmaya başladı:

-Ey yolcu! Niçin hiç bir sebep yok iken bana çürük elmaları yedirerek zulmettin? Sana raslamama  ne büyük bir tahilsizliktir. Bir suç ve günah işlemeden, bir dinsize bile bu eziyet yapılmaz.”

adamın böyle beddua etmesine aldırmayan atlı, onu arkasından kovalayarak ovada koşturmaya başladı. o kimse bir müddet ağlaya ağlaya koştu. Nihayet midesi bulandı ve içedekilerin hepsini çıkardı. Bu arada, o yılanda dışarı çıktı. adam yılanı görünce, çokk orktu ve durumu anladı. çektiği sıkıntıları unuttu. Atlıya karşı mahçup olup dedi ki:

– Ey yolcu! Meğer sen, melek gibi bir insan imişsin. Bana Allahü Tealanın bir rahmetiymişsin. Ben ölecekken hayatımı kurtardın. Sen, beni bir anne gibi korurken, ben de senden aslandan kaçar gibi kaçıyordum. Ne mutlu senin yüzünü görebilene, her zaman senin muhitindSana söylediğim kötü sözler hep bilgisizliğim sebebiyledir. Durumu biraz bilseydim, kötü sözlerden sakınırdım. Ey güzel huylu kimse! Lüzumsuz, delice konuşmalırımdan dolayı özür dilerim, beni affet!…

-Atlı da şöyle cevap verdi:

-Eğer sana yılanın karnına girdiğini bildirseydim, zehirden önce seni korku öldürürdü.

Mesnevi’den.

Bu konuda Peygamber efendimiz buyurdu ki:

!İçinizde gizli olan düşmanı anlatsam, yiğitlerin ödü patlar, akıllıların aklı mahfolurdu. Ne gönlünüzde dua edep yalvarmaya , ne oruç tutmaya ve nede namaz kılmaya kuvvet bulamazdınız!…

İyilikte Mükafat Vardır

Eskiden fakir bir aile varmış. Kadın yün eğirir, kocası da satar, ihtiyaçlarını karşılar, böyle geçinip giderlermiş. Birgün iplikçi, iplikleri satıp, bir şeyler almaya giderken birinin bir başkasını dövdüğünü görür. Yanlarına gelir ve sebebini sorar. Döven adam der ki:

-Bunun bana borcu var, fakir olduğu için ödeyemiyor, ben de dövüyorum.

-Bu fakirin borcunu ben vereyim, cebimdeki bütün parayı al!

Alacaklı paraları alıp der ki;

-Yetmez, ama idare eder.

Böylece dövdüğü fakiri bırakır. İplikçi eve dönüp, hanımına olayı anlatır. Hanımı da der ki;

-Hayırlısı olsun, bir Müslümanı kurtarmakla iyi yapmışsın, biz de bugün sabrederiz.

Ertesi gün iplikçi yine pazara çıkar, ama iplik satamaz. Akşam olur, çaresiz evine dönerken, elinde büyük bir balıkla giden birini görür. O kişi der ki;

-Ben balıkçıyım , bugün balık satamadım, Hanım da benden yün iplik istemişti, sende var galiba balıkla iplikleri takas edelim mi?

İplikçi sevinçle kabul eder eve gelince hanımına der ki;

-Bugün para kazanamadık, ama karnımızı doyuracak bir balık aldım. Pişir de yiyelim.

Kadın balığı temizlerken, içinden büyük büyük altınlar çıktığını görünce, çok sevinirler. Balığı pişirip yerler. Artık zengin oluk derken, balıkçı gelip der ki;

-Hanım razı olmadı, ben alışverişten vazgeçtim. İpliklerini al, balığımı ver!

-Tamam, ama biz balığı pişirip yedik, onu veremem. Balığın içinden altın çıktı, onları vereyim.

İplikçi, getirip altınları verir. Altınları balıkçı almaz ve der ki;

-Ben Hızır’ım, (Aleyhisselam).  Borcu yüzünden dövülen fakire yaptığın iyilikten dolayı, Allahü teala seni imtihana tabi tuttu. Hem fakirlik, hem zenginlik imtihanını kazandır. Altınlar senindir …

Hz. Ömer Adaleti

Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derler ki
-Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.

Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek:

-Söyledikleri doğrumu diye sorar.

Suçlanan genç derki

– Evet doğru

bu söz üzerine Hz Ömer:

-Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.

Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, derki :

-Ben bulunduğum kasaba hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyva koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş atıp oracıkta ölümüne sebep oldu, nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım babası öldü, kaçmak istedim, fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret, dedi.

Bu söz üzerine Hz Ömer ,

-Söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam, madem suçunu da kabul ettin.

Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
-Efendim bir özrüm var, ben memleketinde zengin bir insanım babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı, gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım şimdi siz bu cezayı ifnaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettğiniz için Allah indin’de sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum der.

Hz Ömer dayanamaz derki:

-Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalırki? der,

Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar derki,

-Bu zat benim yerime kalır, o zat Amr ibni As’ dan başkası değildir.

Hz Ömer Amr ‘a dönerek

-Ey Amr delikanlıyı duydun, der.

O yüce sahabi:

-Evet, ben kefilim der ve genç adam serbest bırakılır.

Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur, Medinenin ileri gelenleri Hz Ömer’e çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr’ın idamın yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz, derler.

Hz Ömer kendinden beklenen cevabı verir, derki,

-Bu kefil babam olsa farketmez, cezayı infaz ederim.

Amr tam bir teslimiyet içerisinde derki,

-Biz de sözümüzün arkasındayız.

Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.

Hz Ömer gence dönerek derki,

-Evladım gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı neden geldin.

Genç vakurla başını kaldırır ve:

-Ahde vefasızlık etti demeyesiniz diye geldim, der.

Hz Ömer başını bu defa çevirir ve Amr’a derki,

-Ey Amr sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?

Amr :

-Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, insanlık öldü dedirtmemek için kabul ettim der.

Sıra gençlere gelir derler ki,

-Biz bu davadan vazgeçiyoruz, bu sözün üzerine Hz Ömer :

-Ne oldu biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?

Gençlerin cevabı dehşetlidir :

– Merhametsiz insan kalmadı demeyesiniz diye vazgeçiyoruz…